• slideshow1
  • slideshow2
  • slideshow3
  • slideshow4

Kişisel Motivasyon Yönetimi Teknikleri

Yorum :0
Kategori : Kişisel Gelişim
Kişisel Motivasyon Yönetimi Teknikleri

Gençlerimizin sorun diye gördüğü motivasyon problemi var ki; ne zaman ders çalış desek konsantre olamıyorum diyorlar. Bir defa konsantre olmayı beklemek hata. Bazı arkadaşlar diyorlar; “Hocam ders çalışacağım havamda değilim.” Havan batsın senin. Ders çalışmak için hava beklenmez ki, ne havası gelecek? Ders çalışmak için konsantre olmak beklenmez. Oturacaksın dört saat mi çalışman gerekiyor. Dört saat çalışacaksın. İki yüz soru mu çözmen gerekiyor, oturup çözeceksin.

Bir de özgüvenini yitirenler var ki; her şey yolunda, açık öğretimden lise okuyor, derslerinde başarılı, dört yıllık üniversite düşünüyor, ama kendisine özgüveni yok. Açık lise okuyup derslerinde başarılı olmak demek bu çok güzel bir şey. Üniversiteyi düşünmek güzel ama sadece düşünmek yetmiyor. Her şeyinizle, on beş milyar beyin hücrenizle inanmanız gerekiyor. Birileri yapıyor mu? Birileri kazanıyor mu? Birileri üstesinden geliyor mu? Yapmanız gereken kazanmış olduğunuz başarıları aynı şekilde sürdürmek. O zaman düşündüğünüz her şey gerçek olur.

Eğer kazanamayacağınızı, başaramayacağınızı düşünüyorsanız bilin ki başaramayacaksınız. Neden başarısızlık için bu kadar zaman harcarken, bu kadar kafa yorarken, tam tersine o zamanda kazandığınızı, dört yıllık bölümünüzü bitirdiğinizi, insanlara hizmet ettiğinizi, hayatınızla örnek olduğunuzu neden hayal etmiyorsunuz?

Neden biz özgüven sahibi değiliz ki? “Özgüvenim yok” Ne oldu, kim aldı sizin özgüveninizi? Birileri şırıngayla çekti mi? Lütfen arkadaşlar özgüveninizi yok etmelerine asla müsaade etmeyiniz. İzin verirseniz sizin özgüveninizi yok ederler. Siz müsaade ederseniz sizin canınıza okurlar. Siz müsaade ederseniz sizin hayallerinizi avuçlarınızın içinden çalarlar. Hayaller avucun içindedir, yüreğinizin, kalbinizin içindedir. Kapıyı açarsanız gelen geçen alır götürür. Bunlara müsaade etmeyin.

Denizlerde yelkenli gemileri motorlu gemiler yok etmiştir. Neden? Çünkü yelkenli gemi rüzgâr varsa hareket eder. Rüzgâr olmadığı zaman hareket edemiyor. Bakmışlar hareket edemiyorlar. Kendinden içeriden motorlu gemiler üretilmiş. Rüzgâr olsa da olmasa da, rüzgâr arkada da olsa, önde de olsa fark etmez, motorlar çalışır ve ilerler. Kendi iç motivasyonunuzu kendiniz sağlayın.

Birilerinin sizi motive etmesi için beklemeyin. Kendi iç dünyanızdaki motivasyonu bulun. Bu hayatta yaşıyor olmanız, Rabbimin sizi mükemmel olarak yaratmış olması, insan olarak yaratmış olması, şuurlu olmanız, yani bu kadar güzellik varken şükredecek çok şey var. Başka bir motivasyona gerek yok. Elinize kâğıt kalem alın ve bunun üzerinde bir çalışma yapın. Yüce yaratıcı beni boşuna yaratmış olmaz. Beni yarattıysa, bana bu zekâyı verdiyse o zaman bana yüklediği bir misyon, bir görev, bir sorumluluk olmalı. Ben boşuna yaşamıyorum. Şuan kaçırdığım, kaybettiğim, kendimi bunalıma iterek, kendimi stres içerisine atarak, kendimle barışık olmayarak geçirdiğim her saniyenin hesabını Rabbim bir gün bana soracak.

Onun için hemen kendimizi toparlamamız lazım. Değil Türkiye’nin, dünyanın bana ihtiyacı var. Benim bir an önce çalışmam lazım. O motivasyonu sağlarsak, hedeflerimizi belirlersek inanıyorum ki yapamayacağımız hiç bir şey yok…

Elimizde Kalanlarla…

18 Kasım 1995 günü keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York’ta, Lincoln Center’daki Fisher Salonu’nda bir konser vermek üzere sahneye çıktı. Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız bilirsiniz ki; onun için sahneye çıkmak hiç de küçümsenecek bir başarı değildir.

Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan sanatçı her iki bacağında da destekleyici ateller vardır ve ancak kol değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım atabilmek suretiyle, acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmek unutulmayacak bir görüntüdür. Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir. Sonra oturur; yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar.

Bu zamana değin, izleyicileri bu ritüele alışmışlardır. O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken sessizce otururlar. Bacaklarındaki klipsleri açarken inanılmaz bir sessizlikle beklemektedirler. Çalmaya hazır olana dek beklerler.

Ancak o konserde bir şeyler ters gitti. Daha ilk bir kaç satırı çalmıştı ki kemanın tellerinden bir tanesi koptu. Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, salonun bir ucuna tabancadan fırlayan kurşun gibi gitmişti ses. O sesin ne anlama geldiği konusunda yanılmak imkânsızdı. Ve bunun akabinde ne yapılması gerektiği konusunda da...

O gece orada olan insanlar kendi kendilerine şöyle düşündüler: “Anlamıştık ki, yeniden ayağa kalkması, atelleri yeniden takması, koltuk değneklerini alması, yavaş yavaş sahne arkasına gitmesi ve ya yeni bir keman bulması ya da yeni bir tel takması gerekecekti...”

Ama o öyle yapmadı. Bunun yerine bir dakika kadar bekledi, gözlerini kapadı ve sonra şefe yeniden başlaması için işaret verdi. Orkestra başladı ve o kaldığı yerden devam etti. Ve daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç ve saflıkla çaldı. Elbette herkes bilmektedir ki senfonik bir eseri sadece üç telle çalmak imkânsızdır. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin, herkes bilir...

Ama o gece o bilmeyi reddetmişti. Onu parçayı kafasında kurgularken, değiştirirken ve yeniden bestelerken görebilirsiniz. Bir noktada, telleri nerdeyse yeniden tonlamışçasına sesler çıkarmaktaydı kemandan, daha evvel hiç vermedikleri sesi vermelerini sağlamak için...

Bitirdiğinde salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı. Ve akabinde seyirciler ayağa kalktı ve tezahürata başladılar. Oditoryumun her yanından inanılmaz bir alkış patladı. Hepimiz ayaktaydık bağırıyor, ıslık çalıyor, alkışlıyor, yaptığını ne kadar takdir ettiğimizi, beğendiğimizi anlatacak her türlü hareketi yapıyorduk Gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını kaldırarak bizi susturdu ve böbürlenerek değil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla şöyle dedi : “Bilirsiniz, bazen de sanatçının görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha müzik yapabileceğini bulmak...”

Bu ne güçlü bir cümledir. Duyduğumdan beri aklımdan çıkmıyor. Ve kim bilir? Belki de bu bir yaşam tarzıdır; sadece sanatçılar için değil hepimiz için.

Burada, tüm yaşamını bir kemanın dört teli ile müzik yapmak üstüne kuran ve birden bire, bir konserin ortasında kendini sadece üç tel ile bulan bir adam vardır. O da üç tel ile müzik yapmayı seçer ve o gece yaptığı, sadece üç telle yaptığı müzik, daha evvel yaptığı, dört teli varken yaptığı her şeyden daha güzel, daha kutsal, daha unutulmazdır...

O zaman belki de bizim görevimiz, yaşadığımız bu sallantılı, hızla değişen, ürkütücü dünyada kendi müziğimizi yapmaktır; önce elimizde olan her şey ile ve daha sonra bu artık imkânsız olduğunda, sadece elimizde kalanlarla...

Jack Riemer

Houston Chronicle’dan alınmıştır.

Hayatımızın değişik alanlarında değişik dönemlerinde karşılaştığımız sorunlar vardır. Hepimiz sahnedeyiz, sahnede rol icabı bir görev yapıyoruz, bir hayat yaşıyoruz. Elimize dört telli bir keman verilir ve konser başlar. Ve konserin ilerleyen dakikalarında o teller kopabilir. Bu evlilikte de böyledir, öğrencilik hayatında da böyledir. Üniversiteye ya da liseye giriş sınavına hazırlandığınız o sene başındaki dönemlerde de böyledir. Elinize dört telli keman verilmiştir fakat süreç içerisinde o teller kopmaya başlar. Hatta keman ustası kadar şanslı olmayabilirsiniz. Onun bir tane teli kopmuş. Bizim birkaç tane telimiz de kopabilir.

Bazen öğretmenleriniz, bazen arkadaşlarınız, bazen anneniz ya da çevrenizdeki olumsuzluklar o telleri koparabilir. İmkânsızlıklar, sıkıntılar, duygusal olarak problemler olabilir. Sınava hazırlanan gençlerde ailevi çok ciddi sıkıntılar yaşayan birçok arkadaşımız var. Ama siz eğer gerçekten isterseniz, siz gerçekten yürekten arzuluyorsanız; merak etmeyin birilerinin elinde dört telli keman ve buna rağmen çalamazken, güzelliği ortaya koyamazken; siz elinizdeki iki telle ortaya bir şaheser koyabilirsiniz, ortaya yüreğinizi koyabilirsiniz en azından. Bunu göz ardı etmeyin.

Hayatta sıkıntılar olacak, hayatta engeller olacak, hayatta problemler olacak. Birileri sizi durdurmaya çalışacak, birileri sizin o ahengi yakalamanızı engelleyecek. Bu bazen en yakınınızdaki insanlar da olabilir. Ama her şeyin sizin elinizde olduğunu bilin. Siz önce Allah’a sonra kendinize güvenirseniz, gerçekten başaracağınıza inanırsanız; elinizdeki imkânsızlıklar hiçbir anlam ifade etmez. Çok daha büyük imkânlara sahip birçok kişiden daha iyi başarılar elde edebilirsiniz.

Üniversite sınavlarında, liseye giriş sınavlarında şöyle bir etrafa baktığımızda medyaya yansıyan boyutuyla dereceye giren, birincilikler elde eden genç kardeşlerimize baktığımız zaman gerçekten Anadolu’nun ücra köşelerinde, çok zor imkânlar dâhilinde okuyan kardeşlerimiz olduğunu görüyorsunuz. Gelin arkadaşlar, siz de şuan sahip olduğunuz imkânsızlıkları bir kenara bırakın. Birçoğumuzun belki elinde gerçekten imkân yoktur. Belki önlerinde aşılmazı çok zor engeller var. Ama unutmayın siz istedikten sonra, siz inandıktan sonra, Mevla’ya da güvenerek O’nun gücünü aldıktan sonra bilin ki hiçbir şey sizi durduramaz. Ama siz işin mazeretlerini üretmeye başlarsanız, başaramayacağınızı, yapamayacağınızı, bu işin çok zor olduğunu, eğer bunları söylemeye başlarsanız, zamanınızı birilerine kızarak geçirirseniz hiçbir başarı elde edemezsiniz.

Bu makale şu konularla ilgili olabilir : - - - - - -
Kişisel Motivasyon Yönetimi Teknikleri başlıklı 1180 kişi tarafından okundu ve 0 kişi tarafından yorumlandı

Bir Yorum Yazın

  
 
3+2 İşleminin Sonucu